Soytarı Kral Lear

RecepHamitEngin
Shakespeare
için

SOYTARI KRAL LEAR

SHAKESPEARE, william
&
eviren: çeviren ve yeniden YAZAN:
karahüseyinoğlu, murat

Bir çalının gölgesi-rüzgârda salınan- arka fona vuruyor. Büyük davul ve şimşek için metal levha.. efektler yerinde yapılır..
Sonsuz perdenin ardında Lear’in gölgesi..Lear’in sesi dışarıdan gelir..
Soytarı perdenin kenarına görünür. Gök gürler..
SOYTARI Kendimi bildim bileli, böyle berbat bir hava görmedim..
Ayyy! Yer mi yarılıyor gök mü yıkılıyor! Ne oluyor!
Soytarı babam anlatırdı, büyük büyük dedem ki o da bir soytarıydı “Kendi düşen ağlamaz “ dermiş. Ne doğru söylemiş! Ama gelin görün ki ağlıyor, “bir kendi düşen.”
Ağlamanın da cahili olunur mu arkadaş? Ama olunuyor işte.
Öğretmedilerse bilemezsin. Geleneğinde yoksa, anadan babadan görmediysen de işte ancak bu kadar oluyor…
Soytarı perdenin kenarında kaybolur. Lear, perdenin ardından çıkar.
LEAR (dış) Gökyüzü! Yağmur! Rüzgâr! Ey.. kükürtlü alevler! Durmayın inin tepemize. Hak ettik biz bunu.
Gökyüzü, rüzgâr, yağmur. Kızlarım değilsiniz ki benim, sizi nasıl kabalıkla suçlayabilirim. Ülkeyi sizlerin arasında paylaştırmış da değilim, “çocuklarım” da demedim size. Onun için keyfinize bakın, neniz varsa yağdırın üzerime…
Görüyorsunuz, elinizde oyuncağım artık…
Son bir kez şimşek çakar… Gök gürültüsü uzaklaşır. Ortalık biraz durulur gibi olur.
SOYTARI Haydi o, şu geçkin yaşında, ölüme doğru yavaşça sürüklenirken sorumluluklarını çocuklarına bırakmak istedi ve gördü Kraliçe anacığının örekesini.. Ben neyimi kime bıraktım da…
LEAR Bana bak Kraliçe annem hakkında böyle konuşamazsın. (Ağlar)
Şimşek çakar. Kral kibar bi hıçkırık sesi çıkartır. Soytarı kendini tutamayıp böğüre böğüre ağlar.
SOYTARI ‘Ağlama’ dediğin öyle değil böyle olur. Bak ne çabuk öğrendin.
Bu sefer ikisi birden böğürerek ağlar.
LEAR Dermanı kesilmiş, adam yerine konmaz olmuş, zavallı bir ihtiyarım ben.
SOYTARI Evet öylesin.
Tüm olup bitenin sebebi işte şu elimde gördüğünüzün, olmaz olasıca tacın, ‘altın’dan olanı.
LEAR İhtiyarım ben, ihtiyar.
SOYTARI Evet ihtiyarsın sen.. “dermanı kesilmiş zavallı bir ihtiyar..” tacını kendi elleriyle tutup…
Soytarı’nın sözünü keserek..
LEAR …İlerde çıkması muhtemel ihtilâfları şimdiden önlemek istemiştim sadece. Kavga olmasın diye…
SOYTARI Evet ama ‘durup dururken.. ’DURUP DURURKEN “ İnsan durup dururken ne diye tacını tahtını…
LEAR Yaşlandım diyorum anlamıyor musun?
SOYTARI Eskiden böyle değildi. Eskiden iktidarlar kanla değişirdi. Yeni gelen eski kralı öldürür başa geçerdi onu da bir sonra gelen öldürürdü “ Kral öldü yaşasın yeni kral” denir, hep beraber ‘hurrrraa’ çekerdik, bu böyle sürüp giderdi. Ne güzel günlerdi!
Kral öleceğini ’öldüreleceğini fark eder. Hala yerdedirler.
LEAR Sana güzel! Ben pekii..
SOYTARI Hep olduğu gibi.
LEAR İstemiyorum.. Ölmek istemiyorum
Anlamıyor musun sen ya istemiyorum. Ben kralım. Benim tacım benim kararım. İstemiyorum. Yaşlandım diyorum sana, yaşlandım. Ne yani ölene kadar kral olmak zorunda mıyım? Buyursun başkası kral olsun. Hem ben gençlerin önünü açmak istedim. Ne var bunda? Buyursun kim isterse kral olsun…
SOYTARI Başımıza böyle kibar kibar iktidar değiştirmeleri de ilk kez siz çıkardınız böyle.
LEAR YOK YOK. BENDEN ÖNCE DE OLDU. Caladius yok mu… Bu Hamletin amcası. Hamletin babasını öldürdü kral oldu. Hamlet de onu öldürüp kral olabilirdi. Ama yapmadı.
SOYTARI Yapmadı da ne oldu. Ortada Danimarka diye bir ülke kalmadı.
LEAR Ya anlamıyor musun sen. İş bu böyle sürüp gitmesin diye. Herkes birbiri öldürmesin diye yaptım. Buyursun isteyen kral olsun…
SOYTARI Buyurun siz Kral olun. Yok gençlerin önünü açmak lazım. Şimdi sen “Sandık’ da istersin.
LEAR İsterim elbet! Hangi yüzyılda yaşıyoruz. Demokrasi, demokrasi diye bir şey var…
SOYTARI Demokrasi öyle mi? Demokrasi dediğin şey: halkın, halk için, halk tarafından sopalanmasından başka bir şey değildir.
LEAR Halkı ne karıştırıyorsun be. Halkı karıştırma. Burada benim meselemi konuşuyoruz. Ayrıca demokrasi öyle bir şey değildir.
SOYTARI Öyledir.
Lütfen ne dediğimize ne istediğimize ne dilediğimize dikkat edelim. Olmuyor da. Olmadı ve olmayacak da.
LEAR Ne yapsaydım? Bu sene, olmadı seneye diyerek tahta yapışıp ölünceye kadar gitmese miydim?
Hayır.. Şey mi olayım istiyorsun.. Şey.. şey gibi.. Babam gibi. Babamın babası gibi…
SOYTARI Tamam, babangiller 20 küsür yıl tahta yapışıp kalarak abartmış hatta bokunu çıkartmış olabilir…
Lear, kınayan, şaşkın bakışı üzerine..
LEAR Küstah! Düzgün konuş. Karşında bir kral var.
SOYTARI Ne var ilk kez mi duydunuz? Bizim orada bok’a ‘bok’ derler.
LEAR Bizim oralarda da ‘göt’e göt derdi. Ama biz diyor muyuz, demiyoruz.
SOYTARI “Bırak da şurada şu durumdayken bari her ikimiz
Kendimiz gibi davranalım olursa müsaadeniz.”
LEAR Etmiyorum. Müsaade etmiyorum.
SOYTARI Ah.. Ben kral olacaktım var ya, ne ‘insan’ ne de ‘insanlık’! Kodum mu oturturdum. Kral dediğin öyle olur.. Ne derse o dur o olur.
Soytarı, Lear’i taklit eder, yaşananları ağız eğerek-kibar kibar anlatmaya girişir.
LEAR Kes sesini, krallıkla ilgili sen ne bilebilirsin ki. Sen kral değilsin. Kral benim..
Kralım ve görevi bırakıyorum.. Ayrılıyorum yönetimden ve her şeyi devrediyorum kızlarıma..
SOYTARI Damatlarınıza..
LEAR Kızlarıma..
SOYTARI Damatlarına..
LEAR Damatlarımız iyi çocuklar onlar hepsi de yurtdışında okumuş. Diplomalı çocuklar.. Sonuçta üçe böldüm ve devrettim
SOYTARI Üçe mi?
Eliyle iki işareti yapar.
LEAR Hayır.. İki..
Doğru söylüyorsun iki. Aslında şöyle oldu. Küçük bir sorun çıkmıştı.. Evet.. Üç kızım var ve ülkeyi üçe bölmem gerekiyordu, elbette adaletli bir şekilde ama olmadı.. ilk sorun da tam burada çıktı zaten.. ne acayip bir memleketimiz varmış. ülkenin doğusu başka batısı başka.. Kime neyi nereyi vereceğiz şaşırdım. Sorun bu.. Dağı çok nehiri az olan yerler var; merası olup da hiç ağacı olmayan yerler de.. Kimi yerlerde yazlar sıcak ve kurak geçerken mesela kuzeyde..
SOYTARI ..kuzeyde. soğuktan geceleri yorgansız; Doğuda korucusuz/korumasız yatılamayan yerler var.
LEAR Var.. Evet.. neyse öyle böyle böldük ülkeyi üçe. Ama bu sefer de başka bir sorun çıktı karşımıza. (Yere oturup bölme oyunu yapabilir)
Bu durumda hangi parça kime verilecek? Buyur bakalım. Al başına belayı. Aslında dert değil. Ben kralım. Kimse bana bir şey soramaz. Ne sorgu ne sual. ”Bu senin, bu senin bu da senin” der geçebilirdim. Evet böyle diyebilirdim ama demedim!
SOYTARI Ne dedin peki?
LEAR Ne diyeceğim. Basit bir soru ile işi çözeyim istedim, basit bir soru.
SOYTARI Soruyu alalım.
Ağzında geveler.
LEAR “beni” dedim” kim daha çok sevdiğine ikna ederse, en iyi yer onundur” dedim.
Tekrar ettirir, anlaşılıncaya kadar..
SOYTARI Evet. Şaka sanıyorsanız ama değil. Aynen böyle oldu.. Evet, bizim ihtiyar bunu sordu, bunu istedi kızlarından.. Yeminle doğru söylüyorum. Bu kulaklarla duydum, oradaydım. Size bir çocuk oyunuymuş gibi bir masal gibi geliyordur şimdi ama değil.
“beni kim daha çok sevdiğine ikna ederse, en iyi yer onundur” dedi.
Sebep?
LEAR Bilmek istedim: her baba gibi..
SOYTARI Lütfen ‘her baba’yı karıştırmayalım. Baba evet böyle bir şeyi sorar çocuğuna ama ‘oyun’ olsun diye ve o çocuk daha 3-5 yaşındayken, seninkiler en küçüğü 25.. Yapmayın, yapmayın!
LEAR Özünde layık olana vermek istedim varlığımızın en değerlisini. Ne var bunda. Kral dediğin adaletle hükmeder ve adaletle dağıtır. Adalet her ülkenin temelidir. (Ayağa kalkar.)
Vayy! Duydun mu?
SOYTARI Duydum duydum. Siz şimdi dağa taşa yazdırırsınız.. Kireçle de boyatırsınız, her yerden görünsün diye.. ”Adalet ülkenin temelidir”
LEAR Öyle yazdırmakla demekle olsaydı.. Ooo! Adalet öyle dağa taşa yazdırarak olsaydı.. Adaletin tesisi için önce ne lazım.. Liyakat.. Liyakat sahibi insanlar…
Liyakat! Liyakat!
SOYTARI Hah! Bir de götümüze ’liyakat’ çıkardınız. Nedir? Ne değildir bilen yok ama herkesin dilinde!
Bir ülkenin bir çok şekilde pay edildiğini gördüm, duydum, okudum ama böylesi.. Pes! Liyakat ha?
Liyakatli olanı olmayandan nasıl ayırt ettiğini de anlat da öğrensin tüm cümle alem..
LEAR Elbette anlatırım ama ucunu sana dokunur..
SOYTARI Dokunsun. Soytarınız değil miyim?
LEAR Söylesene senin baban Soytarıydı değil mi?
SOYTARI Evet.
LEAR Peki onun babası.. O da Soytarıydı. Onun da babası Soytarıydı ve sen benim Soytarılık makamına hooop diye tepeden Soytarı olarak atandın ama aslında ne olması gerekiyordu. Senin sınava girmem lobut çevirmen, üç top çevirmen komik ve hazır cevap olduğunu göstermen gerekirdi. Peki öyle oldu mu? Olmadı. Senin boyun kaçtı?
SOYTARI 1.74
LEAR Hahhh! İşte cüce bile değilsin. Anladın mı şimdi! İşte Liyakat aransa sen sınava girer, kazanırsan bu makama gelirdin. Ama değilsin. Liyakatsiz soytarı.
Soytarı öne gelir.
SOYTARI Şimdi de ben sorayım. Sevgili kralım sizin büyük büyük büyük babanız kral mıydı?
LEAR Evet, elbette.
SOYTARI Peki büyük büyük babanız
LEAR O da…
SOYTARI Peki büyük babanız?
LEAR Eveettttt!
SOYTARI Siz…
Lear, Soytarı gibi kendisinin de atama usulü payeler elde ….
LEAR İşte bundan sonra böyle olmasın. Liyakat sahibi olmayan ne Kral ne de Soytarılar göreve gelmesin diye ülkeyi bölerken liyakate uygun davranıp, kendimce bir sınav yapayım istedim ve.. gayet basit bir soru sordum…
SOYTARI İşte o basit soruyu duymak istiyoruz.
Ağzını kenarıyla, fısır fısır.
LEAR “Hanginiz daha çok seviyor beni”
SOYTARI Duyamayanlar var, bir daha söyle…
LEAR “Hanginiz daha çok seviyor beni” dedim.
SOYTARI Ha-ha! Hiç güleceğim yoktu!
Üçüncü dünya ülkelerinde bile böyle bir sınama şekli yok.. Ha Hz.İsa’nın anasının adını sormuşsun, Ha Hz. Muhammedin Bedr savaşının tarihini. Böyle bir liyakat sorgulaması mı olur.. Soruları önceden dağıtmış gibi..
Liyakatmiş!
LEAR Şeytan… Nereden geliyor aklına bu düşünceler ha. Şeytan. Bizde olmaz öyle şeyler.. Ne o öyle muz cumhuriyeti mi burası? Askerleeer!
SOYTARI (Seyirciler arasından kızları görür ve oyunu kurmak ister) Öyle olsun. Peki madem böyle biz de şimdi liyakatli bir şekilde iktidarın nasıl devredildiğini görelim. O gün orada neler olup bittiğini bilmiyorsunuz tabi. Ama ben oradaydım. Her şeyi gördüm. Şimdi size anlatayım o halde. Niye buradayız da sıcacık sarayımızda değiliz. Niye açız ve açıktayız, niye götümüzde bokumuz donuyor… anlatayım. Askerlermiş… (Kralın üç kızı vardı vs)
(Seyirci oyuncuları yerleştirir. Sonra Lear’a döner.)
Kralım?
LEAR Kes sesini seni duymak istemiyorum?
SOYTARI Yok öyle! Herkes her şeyi öğrenecek!
Goneril’i taklit ederek/kadın sesi ile..
SOYTARI (GONERİL) “Sevgili babacığım.. Size olan sevgim nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum. Ben, sizi göz nurundan,
..hürriyetin uçsuz bucaksız olanından,
.. nadirdir diye değer verilen her.. her.. her.. şeyden daha çok.. çok.. çok.. seviyorum.. Evet..
Lear’in konuşulanları dinlediği (hatırladığı) anlaşılır.
LEAR Yalan..
Soytarı, cazgırlaşarak ve aniden insanlaşarak..
SOYTARI (GONERİL) Parıltılı mücevherlere veya nadir bulunan o kıymetli nesnelere alakam size/Kral babama olan sevgime kıyasla o kadar sönük kalır ki, o kadar olur… Sönük ve pek zavallı.
LEAR Yalan..
SOYTARI (GONERİL) Sağlık, güzellik ve onurla harmanlanmış bir ömrü sever gibi sevmekteyim sizi.
Hatta diyebilirim ki.. Benimkisi öyle bir sevgi ki, belirtmek istenince, nefes zavallı kalıyor; söz de âciz. Hiçbir şeyin anlatamayacağı kadar çok çok çok seviyorum sizi.
Lear öfkeyle ayağa fırlar.. Öfkeyle gelen köpek gibi.. Soytarı bir parmak işaretiyle durdurur.. Tacı, göstere göstere Goneril/seyircinin başına takar.
LEAR Yılan.
SOYTARI (LEAR) Ne güzel! Ayyy! Ay! O zaman şöyle yapıyoruz.. (Önce Krallığın şehirleri sayılıp sonra Türkiye’den örneklere geçilir.) Sinop’tan.. Sinop’u biliyorsunuz.. Hah işte o Sinop’tan bir çizgi çek aşağı doğru Çankırı, Ankara, Afyon, Isparta ve haydi Antalya da dahil bu kısım ki bir yanı Karadeniz’e diğer yanı Ege ve Akdeniz’e bakan, ülkenin en eğitimli kısmı senindir, senin ve neslinin.
İstanbul, Tekirdağ.. Oooo, bu baya bir iyi bölge.. Ama sen de sevgini iyi dile getirdin açıkçası ama.. Ama olur da kardeşlerinden biri seni geçerse övgüde bölgeler el değiştirebilir haberiniz olsun..
Soytarı, Lear olarak, diğer kadın seyircinin yanına gider.. Elinde kalan ikinci tacı sallayarak..
Regan/ortanca kızım. Ne diyeceksin, Kardeşlerinden daha değerli bir parça koparmak için? Söyle bakalım.
Lear, uzak köşede, gergin izler.. Soytarı, seyircinin dizlerinin dibine oturur, nazlanan seyirciden kulağına söylemesini ister ve tekrar eder.
SOYTARI (REGAN) “Ben ve kardeşim-kardeşlerim aynı hamurdanız efendim.” Kalbim şahit, katılıyorum kardeşimin tüm düşüncelerine.. Tercüman oldu adeta tüm hissiyatıma. Ama gene de farklı duyup düşündüğüm bir şey var. Ben ki, sırf sizin için, kendimi uzaklaştırdım en zarif hislerin doğurduğu zevklerden. Ancak siz mutluysanız mutluyum, çok çok sevgili kral babacığım.
Soytarı ikinci tacı da Regan/ seyirciye verir.
LEAR İki yüzlü yılan..
SOYTARI Bunları o gün orada yüzlerine söyleyecektiniz. Krallık elden gitmiş dağ başında kalınca değil.
SOYTARI (LEAR) “Sen de iyi konuştun ama hakkını teslim edelim, ablan kadar değil. Öyle öyle. İşte senin hissene düşen kısım. Sen de Samsun’dan bir çizgi çek, güneye doğru. Amasya, Çorum, Konya ve Mersin.. Mersin’den dön sağa Hatay dahil şimdi tekrar çık yukarıya Maraş, Sivas, Erzincan, Giresun senin ve senden sonra geleceklerindir. Kapadokya sende, Amasya ki Osmanlı’nın göz bebeği şehzadeler şehri sonra Konya.. Güzel…
Soytarı, bu sefer de, Cordelia yerine koyduğu kadın/seyircinin yanına gider. Elinde üçüncü taç.
SOYTARI (LEAR) Ve ve ve.. Cordelia,
Lear oyun ile gerçeği karıştırmaya başlamıştır.
LEAR Cordelia..
SOYTARI (LEAR) Cordelia! En küçük kızımız.
LEAR Hayatımın neşesi…
Sıralama değişmedi, ülkenin batısı ve ortasından sonra gene sıralama değişmezse bak sana nereleri vereceğim. Ya da boş ver. Ülkenin her bir bölgesi ayrı ayrı güzel ve değerlidir ama tekrar ediyorum, sonucu değiştirecek bir konuşma yaparsan da istediğin bölgeyi seçme hakkın da saklıdır.
Sen neler diyeceksin kardeşlerinden daha görkemli bu kalan paya erişmek için? “Kral babanı ne kadar seviyorsun?” Ne diyeceksin?
Soytarı, seyircinin söylediğini düşünerek tekrar eder.
Hiç mi! Hiçbir şey mi?
Daha iyi duyabilmek için yanına eğilir.
“Hiçbir şey”, dedi…
Lear, öfkeyle oyuna dahil olur. Soytarı ve herkes şaşkın oyunu sürdürürler.
LEAR Hiçten koskoca bir hiç çıkar ama söyle ona…
Soytarı, seyircinin söylediğini düşünerek tekrar eder.
SOYTARI (CORDELİA) “Bir evlat babasını ne kadar severse ben de sizi o kadar sevdim. Ne daha fazla, ne daha az.
Yüzüne bakmadan..
LEAR Cordelia! Cordelia, dikkat et sözlerine, yoksa mahvedeceksin geleceğini!
SOYTARI (CORDELİA) “Madem bunu bir gösteri bir oyun haline getirdik, söyleyim: Efendimiz; beni büyüttünüz, sevdiniz… Ben de size itaat ettim, ve ben de sizi sevdim ve hürmette kusur etmedim. “ Ne duyup düşünüyorsam onu söyledim.
LEAR Kardeşlerin. Sağlık, güzellik ve onurla harmanlanmış bir ömrü sever gibi sevmekteyim sizi. Ben ki, sırf sizin için, kendimi uzaklaştırdım en zarif hislerin doğurduğu zevklerden gibi şeyler söyledi.
Kardeşler, daha önce söyledikleri yalan dolan replikleri tekrar ederler-hızlı- (bazan Soytarı bazan da Cordelia olur)
SOYTARI (CORDELİA) Kardeşlerim, madem sade ve sadece sizi sevmişler bu durumda kocalarına kalan nedir, merak ettim doğrusu?
Olur da ben de evlenirsem bir gün, sevgimin de, vazifelerimin de, sadakatimin de yarısı yeminle bağlanacağım kocamın olur.. yoksa kardeşlerimin söylediği gibi sadece ve sadece babama bırakacağım, kocamı yok sayacağım bir sevgi beklemesin kimse benden..
Soytarı Lear’e göstermeden ama seyirci görecek şekilde bir el hareketi yapar. Lear, kendini kaybeder ve Cordelia yerine koydukları seyircinin yanına gider ve nefessiz sıralar.
LEAR Hissiz.. Hissiz..
SOYTARI Hissiz değil, sadece dürüst.
LEAR O halde dürüstlüğün onun mirası olsun.
Yıldızlar üzerine yemin ediyorum ki, bugün, burada bütün babalık vazifelerimden, seni bana bağlayan bütün akrabalık ve kan bağından sıyrılıyor ve seni şu andan itibaren bana ve kalbime yabancı sayıyorum.
(Soytarıya dönerek) Her şeyden çok onu severdim ben; yaşlı günlerimin tesellisini onun o müşfik ellerinde bulacağımı umuyordum.
Ne safmışım!
Nasıl da yanılmışım!
Krallığımızın tüm nimetlerini bu iki kızımıza bağışlıyorum.
Varsın açık sözlülük dediği o gururu koca bulsun ona.
Hem bu kadar genç hem bu kadar.. Hissiz!
O an olmuş gibi değil-Soytarı geçmişi oynar, Lear o an’ı
SOYTARI En çok sevdiğiniz, öve öve bitiremediğiniz yaşlı günlerimin tesellisi dediğiniz en mükemmel, en değerli kızınız, nasıl oluyor da bir an içinde…
LEAR Kes sesini. Sus! Canavarla öfkesi arasına girme sakın. Artık yay gerildi, oktan kendini sakın! Hayatına biraz olsun değer veriyorsan daha ileri gitme ve sus!
SOYTARI Peki peki sustum.. Ama bilinsin ki kısık sesleri boşlukta çınlamayanların kalpleri hiç de boş değildir.
LEAR Jüpiter aşkına….
SOYTARI Boş yere yemin ediyorsun ihtiyar.. Saçma bir paylaşım oyunuyla liyat liyakat diye diye hem çocuklarını hem de kendini mağdur ettin.. En sevdiğim dediğin en küçük kızına haksızlık…
LEAR Seni dinsiz, imansız aşağılık köle!.. (Tekme atar)
SOYTARI Doktoru öldür, ücreti de var seni kemiren o hastalığa öde! Ciğerimde nefes kalmayıncaya kadar haykıracağım “bu yaptığınız iş değildi” “doğru hiç değildi” “ayrıca günah işlediniz.. günahhhh!”
LEAR Ne dediysem o, ne yaptıysam o. Sözümden asla dönmeyeceğim!
Gök gürültüsü- şimşek.. Yerdeyken konuşmaya devam eder. Vinçenziya diye birini/yakıştırır- kişilerin yanına gider. Neredeyse tek nefeste..
Tamam o halde gelelim kızımızın talipleri meselesine. Siz Fransa Kralı. Yüce kral sizi ne kadar sevdiğimi bilirsiniz. Nefret ettiğimiz biriyle sizi birleştirerek ülkelerimiz arasındaki dostluğumuzdan uzaklaşmak istemem. Onun için diyorum ki, alakanızı daha değerli bir şeye çeviriniz… Bunu yaparsanız size alınmam ve de gücenmem de.
Gelelim Vinçenziya size. öncelikle, kızımızın sevgisinde Fransa kralına rakip olan size soruyorum. Bir çeyiz talebiniz var mı bizden, yoksa ‘kızınıza duyduğum aşk benim için yeterlidir’ mi diyorsunuz?
Cevabı almış gibi devam eder.
Yoksa ‘ülkenin paylaşımından ona düşecek olan hisse’ diyecek olursanız, o kendisini sevdiğimiz zaman ki vaadimizdi. Ama artık kıymetten düştü: bakın işte orada.. Eğer, “ bu duygusuz, hissiz, lanetimizle çeyizlenmiş varlığın herhangi bir yeri ya da derseniz ki ‘her yeri’ kabulümüzdür, buyurun sizin olsun.
Evet ne diyorsunuz?
Onun çeyizi bizzat kendisidir. Artık bizim öyle bir kızımız yok. Yüzünü bile görmek istemiyoruz.
Lear kriz geçirir ve yere yığılır. Tepki göklerden gelir gibidir.. Gök gürler, şimşek çakar.
Soytarı gelinen durumu özetler..
SOYTARI Sahipleri tarafından yol kenarına atılan ya da götürülüp yazlıklara bırakılan bir kedi ya da köpekten farksızız.
Lear, büyük bir acıyla çığlık atar.
LEAR Ahhhhh!
SOYTARI Ürüyüp duruyoruz. Ne gelen var ne giden.
LEAR Ahhhhhh!
SOYTARI Kalbinin yerine ayak parmağını koyanlar, kalbinde nasır bulurlar.
ve o kadar canları yanar ki, gündüzleri huzursuz geceleri uykusuz…
LEAR Ahhhhhh!
Gök gürler. Şimşek çakar..
SOYTARI Haydi o hak etti e burada, ben yılların soytarısı ne işim var burada.. Kral nerede soytarı orada mı yani.
Soytarı korunaklı bir tente … yapmaya girişir. Lear yanına gider.
LEAR Bu insafsız fırtınanın saldırışlarına aç bir mide, yırtık bir tente paçavra elbiseleriyle göğüs geren çıplak, biçare..
Mezara gir daha iyi. İnsan acaba, bundan fazla bir şey değil mi?
SOYTARI İşte böyle böyle delirir insan.
LEAR Sen de mi malını mülkünü kızlarına/çocuklarına verip bu hale düştün?
SOYTARI Efendim.
LEAR “Seni de mi kızların bu hale soktu?” diyorum.
SOYTARI Yok. Yani Kızlarım yok.
LEAR Hayır hayır. Merhametsiz çocukları dışında hiçbir şey bir adamı bu hale sokamaz.
Koynumda yılan besliyormuşum da haberim yokmuş!
Beni dinle. Sen sen ol.
Her düşündüğünü söyleme, her düşün de ardına düşme. Olmayacak olanları ayıracaksın olacaklardan, candan olacaksın ama olmayacaksın sırnaşıklardan.
Dene, sonra dost diye bağrına basarsın ama ilk tanıştığınla el sıkışılıp dost olunur da sanmayasın…
SOYTARI Aklını iki yandan yontup ortada bir şey bırakmayan sen bana akıl veriyorsun öyle mi?
LEAR Hayatımızın en güzel zamanları geride kaldı artık.
SOYTARI Birdik, seninle birlikte aklı karışık iki kişi olduk.
LEAR İnsan, gençliğinde öğrenir yaşlılığında anlarmış. Ah kafam…
Çok garip!
Lear, emekleyerek Soytarı’ya doğru gider. Ortada buluşurlar. Lear, Soytarı’yı tanımaz.. Soytarının yanına gelir ve başını dizine koyar. Yatar.
SOYTARI Garip olan neymiş?
LEAR Muhtaç olmak. Muhtaç olmak çok garip biliyor musun? Değersiz bildiğim her şey, nasıl da değerli oluveriyor.
Söylesene, ne kaldı bağlı kalınacak bu dünyada he? Sadakat, vicdan, yoksa din mi?
SOYTARI İyi yürekli kralım.
LEAR Boş versene!
İnsan olana, yazgısının taşlı sopalı saldırısına karşı tahammül göstermek mi yaraşır yoksa kaygıların topuna karşı silahlanıp onları yok etmek mi? İşte sana soru!
SOYTARI Uyuyun biraz dinlenin. İyi gelecektir.
LEAR Ha ölmek ha uyumak..
Kalp üzüntüsünü, tabiatın bedene mirası onca acıyı uykuya yatarak dindiriyor olmak herhalde canı gönülden istenecek bir şey olurdu..
Uyumak..
SOYTARI Şşşş..
LEAR Ne kötü bir devir bu ve şu bizdeki ne kötü bir şans
Nasıl hale yola girer her şey
Biz kimiz ve elimizden ne gelir.
Gençliğimde sevmiştim aman aman
Sevmeyi de sevmiştim bir tek o an
Su gibi akıp geçmişti zaman
Yaşlılık sokulup dedi tamam tamam
Tuttu ensecağızımdan attı karaya çıkartıp sudan
Geçmek bilmiyor şimdi zaman
Gökyüzüne bakar.. Işıklar da iniş çıkışlar..
SOYTARI Yer ve gök, ikisi birden, kaderin hep önünden gider ve yaklaşan uğursuzluğu daha olmadan haber verirmiş
Son günlerdeki güneş ve ay tutulmaları, hiç de hayra alamet değil. Doğa bilgisi şöyle böyle diye sebepler gösterse de tutulmalardan sonra gelen etkilerden kurtaramıyor doğa kendisini.
Baba ile evlât arasında tabiat dışı haller, ölüm, kıtlık, yangınlar, su baskınları; eski dostlukların çözülmesi; devlet içinde çeteler; kralı ve adamlarını tehdit ve lanetleme; sebepsiz suçlamalar; dostların sürgün edilmesi; orduların dağılışı, evlilik bağlarının kopması ve daha neler neler…
Sevgiler soğuyor, dostluklar bozuluyor, kardeşler ayrılıyor. Şehirlerde ayaklanmalar, ülkelerde anlaşmazlıklar.
Saray!? Başka ellerde.
Lear’i göstererek.
Her şeyden bihaber.. Duymuyor, görmüyor.
Kesinlikle bizim hallerimizi belirleyen gökteki yıldızlar.
Seyircilerin arasında elinde telefonla oynayan birini bulur (ya da gerçekten çalar bir telefon) ve gider telefonu elinden alır.
Uyuduğu zannedilen Lear, konuşur.
LEAR Kim var orada? Kim var dedim? Burası da neresi?
SOYTARI Burası, İngiltere’nin doğusu, Hindistan’ın batısı.
LEAR Zindan. Tam bir zindan. Sen bu zindana ne diye düştün, söyle bakalım?
SOYTARI Zindan mı? 20 küsur yıldır iktidardan inmeyen siz mi söylüyorsunuz bunu?
LEAR Bu ülke bir koca zindandır bilmiyor musun, dünya daha kötü ve onun içinde öyle koğuşlar vardır ki bizimkisi en belalısıdır.
Tanrı biliyor ya, bir fındık kabuğu bile olsa mekanım yine de kendimi sınırları en geniş ülkelerin hükümdarı sayardım…
SOYTARI Dar mı geliyor acaba diyorum. Böyle biraz daha yayılmak falan mı istiyorsunuz?
LEAR Bir tek kriket oyuncusu olarak kalsaydım keşke…
SOYTARI Kriket mi?
LEAR Futbol da olurdu.
SOYTARI Keşke futbolcu olarak kalsaydınız. Ama geç artık bizim için çok geç.
LEAR Söyler misin, senin suçun neydi?
SOYTARI Suç mu?
LEAR Evet. Madem zindandayız, suçsuz yatıyor olamayız değil mi?
SOYTARI Bir insan nasıl, niye, ne şekilde suçlu olabilir ki?
LEAR Felsefe… Felsefe yapıyorsun. İşte ancak bir suçlu böyle konuşur. Hadi söyle…
SOYTARI Pekâlâ pekala. Bir kadının ahını almış olabilirim. Belki iki. korkarım.
LEAR Kadın ha. Zina!
SOYTARI Korkarım ki zina.
LEAR Korkma. Zina ettin diye öldürülecek değilsin ya.
SOYTARI Ama küçüktü biraz.
LEAR Küçük mü? Bir şey olmaz korkma. Küçüktü ama kuyruk salladı dersin.. “rızasıyla oldu” dersin.. “bir kereden bir şey olmaz” zaten. Haydi bilemedin iki üç gün yatar çıkarsın.
SOYTARI Bu işleri bilen içerden biri olarak içimi ferahlattınız.
LEAR Bir şey olmaz merak etme. Baksana zaten börtü böcek herkes zamparalık peşinde.
Bak bak. Dünyada hemen herkes her şey alt alta, üst üste… Çoğalsınlar tabi. Sen de çoğal…
Zaten Krala asker lâzım. İşte bu da işin devleti ilgilendiren kısmı..
Gülüşen seyirciler.. Lear Soytarı’yı yanına çağırır.
Şu gülümseyen kadını görüyor musunuz? Gülen değil, gülümseyen. Ha işte o. Zevkten söz edilince nasıl da irkildi, dikkat ettin mi?
Yüzüne bakınca belden aşağısı buz kesmiş sanırsın ama azmış aygırlar bile zevke onun kadar iştah ve hararetle koşmaz, yanılırsın..
SOYTARI Tamam başınıza gelenler hoş değil ama kızlarınız/kadınlar hakkında böyle konuşmasak diyorum. 1500 lü yıllardayız diyoruz, geniş geniş konuşuyoruz ama ta 21. Yüzyıldan bir hakimin duyacağı tutar.. yanarız.
Lear kendi söyler-kendi dinler haldedir.
LEAR Bak bak.. Gördün mü?
SOYTARI Neyi?
LEAR Hakimi.
SOYTARI Gelmiş mi? Hassiktir hemen mi gelmiş? Kendisi mi gelmiş ya. Koca hakim önden yerine birini gönderirdi bunlar…
Lear ve Soyatarı perde arkasına geçerler.
SOYTARI Hangisi hakimdi?
LEAR Hırsızın yanındaki.
SOYTARI Ne? Hırsız da mı burada? Hangisi hırsız hangisi hakim bilemedim.
LEAR Ayırt edemedin değil mi?
SOYTARI Edemedim.
LEAR Peki bir mahkeme salonunda hakimle hırsızı nasıl ayırt ederdin?
SOYTARI Mahkeme salonunda hakim kürsüde hırsızda sanık sandalyesinde olur.
LEAR Aferin. Peki sana bir sorum daha var. Söyle bakalım; hakimi sanık sandalyesine, sanığı da hakim kürsüsüne koysaydın o zaman nasıl ayırt edecektin birbirinden?
SOYTARI Edemezdim ki!
LEAR Söyle bakalım, sen bir köpeğin dilenciye havladığını gördün mü hiç?
SOYTARI Evet gördüm.
LEAR O zaman bu zavallı dilencinin köpekten kaçtığını da gördün. İşte otoritenin bir sembolüdür bu! Görevi başında havlayan bir köpeğe itaat edilir çünkü.
(Lear havlar. Soytarı psahneye kaçar.)
Ne garip. Lime lime olmuş giysiler en küçük kusuru bile ortaya korken; kürklü cübbeler her ayıbı örtermiş.
Ne demişler, günahına altın kaplat, adaletin kudretli kılıcı cart diye ortasından kırılır; aynı günahı sar paçavralara, bir saman çöpü bile deler geçer onu.
SOYTARI Pes. Ağzım iki karış. Şu ana kadar gördüğünüz, herkesin görüp bildiği ilk kralımız; ama bu lafları söyleyen ikinci kralımız. Bu akıllı uslu laflar edeni, işte ben en çok bunu seviyorum.
LEAR Sen de kendine camdan takma bir göz al ve adi bir politikacı gibi görmediğini görür gibi yap… ya da kara bir gözlük; ardında bakıp bakmadığın hatta görüp görmediğin bile belli olmasın.
SOYTARI Tam da delirdi delirecek derken. Şu geldiğimiz durum mucize gibi. Bu ikinci versiyonu kimin kaleminden çıkmış gerçekten çok merak ediyorum. İzninizle verin elinizi öpeyim amcacım.
LEAR Dur, önce sileyim, zira mezar kokuyor.
Ne garip, insan dünyanın en önemli sorunuyla uğraşsa da acıkıyor. Sen acıkmadın mı?
SOYTARI Ben hep açtım.
LEAR Başladık gene iğnelemelere.
SOYTARI İşim bu. (Seyirciye) Döndü bizimki gene.
LEAR Doğru. Komik ama öyle. Ne yaparsın benim işim de bu, Krallık.
İşi yemek hazırlamak olanlar ortalarda görünmediğine göre, işi yemek yemek olan bizler söyle bakalım ne yiyeceğiz? Evet! Yemekte ne var?
SOYTARI Lahana sarma, kuzu çevirme, pilaki, cacık, kavurma ve tatlılardan da revani.
LEAR İyi, çok güzel… Haydi bakalım.
SOYTARI Pek değerli ve de haşmetli kralım, geçmiş öğünlerden birinde aklınızı peynir ekmekle yediğinizden bugün bu yemekler var, yoksa yemek “yok”.
LEAR Açıkça söyle ne “var” ne “yok”?
SOYTARI İyilik sağlık Kralım, sağ olun. Sizde ne “var” ne “yok”?
LEAR Yemekte ne “var” ne “yok”.
SOYTARI “Var” olan “var” “yok” olan da “yok”
LEAR Şimdi kafanı kestireceğim senin. Cellatbaşıııı… Askerlerrrr!
Perde arkasına gider…
SOYTARI Yok değil mi o da yok. Gündüz neden gündüzdür? Gece neden gecedir? Ya zaman neden zamandır, bunlar üzerine saatlerce konuşabiliriz ancak bu geceyi, gündüzü ve tabii ki zamanı boşa harcamak olur oysaki zekâ eğer zekâysa sözü kısa tutar eski ustalığını kaybetmediyse de eğer şu aklım diyorum ki bizim kral kesin delirdi.
LEAR Sen de kimsin?
SOYTARI (Seyirciye) Hayda yine gitti. Bakın gördünüz mü delirmiş oluşu doğrudur, ne yazık ki doğru oluşu acı, acı oluşu ise daha da doğru..
Kral geri gelir.. Soytarıyı gene tanımaz. Üstüne yürür.
LEAR Sen de kimsin be adam? Sana soruyorum?
SOYTARI Bir adam efendim.
LEAR Onu görüyoruz be adam? Sayı saymayı biliyoruz herhalde. Sen kimsin onu söyle.
SOYTARI Kral kadar yoksul biri.
LEAR Eğer gerçekten yoksulsan bir kral kadar, epey fakirmişsin… Peki ne istiyorsun?
SOYTARI İş. Hizmet etmek istiyorum.
LEAR Peki kime?
SOYTARI Size.
LEAR Tanıyor musun ki beni?
SOYTARI Hayır.. Fakat yüzünüzde öyle bir eda var ki; size Efendim demeye can atıyorum.
LEAR Peki ne iş gelir elinden?
SOYTARI İşim gücüm görünüşüme uygundur efendim: itimat edilirse sadakatle hizmet ederim; dürüstse kişiyi sever; aklı başında olan ve az konuşanla arkadaşlık ederim; hüküm gününden korkar, başka çare kalmayınca ancak dövüşür, yemek bulursam da hiç hayır demem yerim. (Yiyecek çıkarır. Lear görür. Ve yiyeceği almak için kovalar boğuşma başlar.)
Soytarı bulduğu bir şeyleri kemiriyordur.
SOYTARI Sıradan insanların yapabildiği şeylerde gayet yetenekliyimdir. . Aç kalırım mesela hem de iyi aç kalırım aynı şekilde iyi de işsiz kalırım ve 20 yıl iktidar değişmese gıkımı çıkartmadan susup oturabilirim.
Lear elinden yediği şeyi alır.
SOYTARI İşte bu kabalık mahvetti dünyayı…
LEAR Ben Kralım.
SOYTARI Evet Kralım, Kralsınız.
LEAR Ne bu böyle! Tuu! Köpek bile yemez bunu, nereden buldun, neden yaptın?
SOYTARI Topladım. Ot… Küçükken annem toplar yemeğini yapardı.
LEAR Sefil yaratıklar ne olacak! Et dururken ot yemek de ne oluyor!
SOYTARI Yokluk Kralım. Siz bilmezsiniz ama belli ki öğreneceksiniz.
LEAR Benim bilmediğim bir şey mi olduğunu düşünüyorsun sen bakayım?
SOYTARI Her şeyi biliyorsunuzdur, eminim de… Açlık bir başka şeydir Kralım.
LEAR Biliyorum dedim sana; aç olma hali, yiyecek bir şey bulunmadığında düşülen durumdur ki bu durumun genelde 40 yılda bir olduğuna dair araştırmalar var. Kahinin bana söylediğine göre büyük felaketler de yoldaymış. Bilmek.. bilmek.. bilmek… Bilgi her şeydir.
SOYTARI Ama açlığa bir faydası görülmedi, bildiğim kadarıyla…
LEAR Daha iyi bir şeyler yok mu? (Soytarıya elindekileri uzatır) Bunları sen ye, ben yiyemem. Yersem kendimi şey hissediyorum, şey.. Affedersin yoksul, evet yoksul hissediyorum.
SOYTARI Zaten öyle değil miyiz Kralım!
LEAR Sen öylesin. Ben Kralım, zenginim, ülkenin sahibiyim, gördüğün ve de görmediğin her şeyin…
Olduğu yerde döner ve konuşmaya devam ederler.
LEAR Seni aşağılık soytarı, söyle bakalım nerelerdeydin? Deminden beri seni arıyordum. Eğer yine kaybolursan külahları değişiriz anladın mı? (Tekme atar Soytarı öne yıkılır.)
SOYTARI Ben de külahınızı arıyordum Kralım.. Keşke diyordum benim de iki külahımla iki kızım olsaydı!
Neyin var neyim yok onlara verince külahlarım bana kalırdı. Biraz sert oldu tabi. Kırbacı da unuttum…Ne yaparsın, dürüstlük bir köpek gibidir, istenir ki kulübesinden hiç çıkmasın..
Size bir şey öğretmek isterdim ama artık çok geç. “Sahip olduğun her şeyi gösterme” derdim geç olmasaydı; sonra “Varını yoğunu dağıtma. Kazandığının hepsini kumara yatırma. Ve sarayında otur. Bire yirmiden daha çok kazanırsın.” Ama artık çok geç
Nasıl?
En berbat değişim, en tepeden kuyulara yuvarlanmaktır. Dipte olanın işi ise, daima yukarılara çıkmaktır.
Onun için selam sana, yüce kral… Her nerede yaşıyor ya da yaşamak zorunda bırakılıyorsan.
LEAR Sivri dilli kaçık seni… Boyundan büyük laflar ediyorsun soytarı! (Soytarının boğazına yapışır ve yere yıkar.)
SOYTARI O büyük adamlar hiç bana bırakırlar mı büyük söz söylemeyi! Tekelini alsam, payımızı isteriz diye yakama yapışırlar.
20 koca yıldan sonra başında bir eksiklik hissediyorsun tabi. Olsaydı bir yumurtamız hemen sana bir taç yapardım.
Kır yumurtayı ortasından ikiye, ye içini, kalan kabuklar olur sana birer taç. Bir yumurtadan iki taç. Ama sen bunu zaten biliyorsun.
Sen de tacını tam ortasından bölüp her iki parçayı da elden çıkardın ve çamurlu yollarda eşeğini sırtına alan bir köylüye döndün ya.
Kızlarını ana ettin kendine sonra sopayı verip ellerine, ses çıkarmadın pantolonunu indirmelerine.
Nasıl oluyor da kızlarınla aynı soydansın anlayamadım gitti. Doğru konuştuğumda senden, yalan söylediğimde onlardan, sessiz dursam bu sefer de susarak ne ima ediyorsun diyerek ya senden ya onlardan… Her şekilde dayak yemekten bıktım usandım.
Lear gerilir… Hatırlama sebebine..
LEAR Lanet olsun!
Tüm oyun boyunca, kızlarıyla sözsüz ilişkisini sürdürecektir. Goneril-Regan/seyircinin yanına gider.
Sizi leş yiyen alçak akbabalar sizi!
Duy ey tabiat, duy sesimi! Duy ve vazgeç, eğer bu yaratıklara evlat vermek niyetindeysen… Kısırlaşsın rahmi, kurut üreme yeteneğini, çıkmasın aşağılık bedeninden ona onur verebilecek bir bebek. İlla doğuracaksa sinsi bir yılan olsun ve ona ömrü boyunca eziyet edip dursun. Öyle bir eziyet etsin ki kırış kırış olsun alnı, sağanak olup aksın yanaklarından gözyaşı. Anasının verdiği bütün emeği, zahmet ve iyilikleri küçümsesin, yok saysın ve hatta alayla, hakaretle ansın da bu kızım olacak kadın evlat nankörlüğü neymiş yaşayarak anlasın.
Geri döner ve gene kızlarına..
LEAR Fırtınalar, dumanlar sarıp götürsün sizi!
Baba lanetinin şifa bulmaz yaraları iliklerinize kadar işlesin!
Gözlerim…! İhtiyar, budala gözlerim, bir daha bu yüzden ağlayacak olursanız, sizi oyar, akıttığınız sularla birlikte….
SOYTARI Tamam, tamam! Sakin ol amcacığım, sakin.. Böyle bağırıp çağırmakla olsa, hep beraber yeri göğü yerinden oynatırdık ama öyle olmuyor. Sakin. Azıcık bir aklın kaldı onu da burada harcamayalım değil mi! Geçti..
Soytarı durumu nasıl yumuşatmaya-oyuna çeker.. topu çevirmeye başladın.. espril de fena değil.
Şimdi söyle bana.. Duyuyor musun beni? Güzel! Diyorum ki, bir insanın aklı topuklarında olsaydı, o da topukları gibi çatlak olurdu değil mi?
aklının terlik giymesine ihtiyacın olmayacak.
Peki şimdi de buna cevap ver. Bir insanın burnu için yüzünün ortasındadır, söyleyebilir misin?
Kokusunu alamadıklarımızı, sağlı sollu derinlikli olarak görebilelim diye. Gerçek söylüyorum, bu ancak 20.yüzyılda anlaşılacak..
Bende kal.. Bendesin değil mi? Peki İstiridye kabuğunu nasıl yapar bilir misiniz?
Ben de bilmiyorum.
Ama salyangoz evini niçin sırtında taşır onu biliyorum.
Başını sokmak için tabii… Onu kızlarına versin de boynuzları dışarıda mı kalsın?
Soytarı güler ama Lear’in aklına gene kızları gelir..
LEAR ….
SOYTARI Amcacığım..
Büyük bir tekerlek aşağı yuvarlanıyorsa, bırak gitsin. Bak söylemedi deme, boynunu kırarsın gidersen ardı sıra.
Ama yukarı doğru giden büyük bir tekerlek görürsen ya da bulursan, takıl ardına, bırak da götürsün seni yukarılara.
Beğenmedin?
Tamam! Olur da daha akıllıca bir tavsiye alırsan, birilerinden bir zaman; benimkini geri verirsin, kullanmadan..
LEAR ….
Soytarı oyunla devam eder..
SOYTARI Bak bunu şimdiye kadar kimseye anlatmamıştım ilk sana anlatıyorum. Sevildiğini bil..
Bir gün… Karının teki tutmuş balıklı börek yapayım demiş. Yakmış fırını, açmış hamuru, koymuş içine yılan balıklarını canlı Vermiş ateşe. Kıçı yanan hayvancıklar yufkayı parçalayıp başlarını çıkardıkça seninki, elinde değnek oklava, bir bir başlarına vurur, sanki faydası varmış gibi “sizi edepsizler sizi, sokun başınızı içeri, piç edeceksiniz yufkayı” deyip durmuş..
Nasıl? Yılan balıkları hamurdan başlarını çıkartıyor.. Komik değil mi? Komik..
Soytarı, Lear’i her ne kadar oyalamaya çalışsa da başaramaz. Lear, iki sayfa önceki duyguyla-duygusallıkla devam eder. Regan ve Cordelia/seyircinin yanlarına giderek.
LEAR Sevgili kızlarım, yaşlı olduğumu itiraf ediyorum. (Diz çöker) Onun için sizlere yalvarıyorum: benden yiyecek, giyecek ve yatacak bir yeri esirgemeyin.
Seyirci-kızdan cevap gelmeyince öfkelenir.
Sen de, sen de vahşi bir rüzgârın savurduğu toz zerreleri kadar bile değerli değilsiniz. Tabiatınızdan ürküyorum.
Taştan yapılmışsınız siz. Sizin dilleriniz, sizin gözleriniz bende olsaydı öyle bağırır öyle ağlardım ki gök kubbe yarılırdı..
Neyim var neyim yok size verdim!
İyi görünür kötü yaratıklar..
Tanrım bana sabır ver! Sabır ver ki, kadınların silahları olan gözyaşları yanaklarımı lekelemesin!
Cordelia’yı fark eder. Son kez onun yanına gider.
Cordelia! Ne o, yaş mı var gözünde, yoksa ağlıyor musun? Yalvarırım ağlama. Ver içeyim, benim için zehrin varsa.
Sevgi de ve sevgisini göstermede duracağı yeri ve ayarı bilen küçük kızım. Kimden aldın bu inceliği bilmiyorum ama benden olmadığı kesin. Bense ayarsız, duyarsız, kararsız kral baban; bilemedim. O sırada kimdim, şimdi kimim?
Cordelia’nın yanından uzaklaşır.
Seksenini aşmış budala ve ihtiyar bir adamım, ne bir saat eksik, ne bir saat fazla. Korkarım ki aklımda başımda değil.
Şu ellerin bile benim olduğuna yemin edemem.
Ne bu giysiler, ne de mesela dün geceyi nerede geçirdiğimi bilmiyorum.
Ah şu et ve kemik yığını keşke erise erise de bir çiy damlası haline geliverse nasıl da tatsız ve boş geliyor her şey ve yavan, bitmiş ve nasıl da nafile..
yazık ki ne yazık..
bir bahçe ki yabani otlar bürümüş ne varsa tohuma kaçmış, pespaye ve çürümüş..
Ben kendimi bu duruma düşürdüğüm için suçluyum belki ama mağdurum ve de davacıyım.
Hayatımın bir toplu iğne kadar bile değeri yok, ruhuma gelince, mademki ölümsüzdür öyleyse kaderimdir beni çağıran.. Çekilin..
Sizler, suçu gizli kaldığı için adaletin şamarından kurtulan sefiller, titreyeceksiniz!
Kana bulanmış eller, yeminleri hiçe sayan, fazilet taslayıp zina döşeğine serilen namussuzlar, siz de saklanacak yer arayacaksınız!
Ya siz, gizli kapaklı tertiplerle, riya oyunlarıyla insan canına kıyan habisler; cürmü ruhlarında saklı caniler. Suçunuzu saklayan duvarları yıkıp ortaya çıkın, çıkın da, sizi hesap vermeye çağıran kralınızın önünde diz çökün!
Akıllanmak da, akıllıca davranmakta geç kalmış olabilirim ama diyorum ki, sizler şehvete kanmışlara, başkalarını düşünmeden bollukta yaşayanlara, vurdumduymaz kayıtsız hayatlarıyla, sizin düzeninizi hiçe sayanlara, hissettirin gücünüzü çabucak.
Ve ortadan kalksın bu dengesizlik.
Herkes ihtiyacı kadarına sahip olsun artık!
SOYTARI İyilik yolunda kazaya uğrayan ilk insanlar da biz değilizdir herhalde. Belli ki sonuncusu da olmayacağız.
Tüm olan biteni seyrettikten sonra diyorum ki: Kim başına gelenler için “bundan beteri olamaz” diyebilir?
Kusura bakmayın ama zamanın elinde tüm ideallerin paçavraya dönüşünü, eskiyip de ateşinin sönüşünü defalarca gördüğümden… diyorum ki:
Gülmekten gözünden akan yaşları siler.
Yapılması gerekeni ötelemek olmaz.. Olmaz çünkü el karışır, dil karışır, ihtimaller karışır ve şu ‘istek’ denen şey tanınmaz bir hal alır azalır, söner, şekil değiştirir, gecikir de gecikir.
Zamanında yapmak için can attığımız şey zamanı geçirilince sıkıntılı bir iç çekiş olur.
Ne diyoruz: her şeye geç kalan bizden/bizlerden bi zikim olmaz!
KRAL ÖLDÜ.. YAŞASIN y e n i k r a l………
Tenteyi bir bayrak gibi eline alır..
Lear, her adımda biraz daha küçülerek, önce dizleri üzerine düşer sonra yüzü koyun ve ayakta kalan-dik- sallanan sadece sıkı sıkı tuttuğu çaput bayraktır.
Soytarı kendini tutamayıp gülmeye başlar.
Bitti-2 05.08.2025 pzt.