NASRETTİN HOCA YOLLARDA
Yazan ve Yöneten : Hamit Demir
Nasreddin Hoca
Eşeği Karakaçan
Hırsız
Karısı
(Sahnede ağaçlıklı bir manzara ve/veya dekor. Hoca ve eşeği Karakaçan girerler. Hoca şarkı söyler.)
Hoca: Sabah aldım pazardan
adını koydum karakaçan
gücü kuvveti yerinde
dişleri pek sağlam
ama anırması yok mu
pek yaman
(Şarkı biter. Sahnenin ortasına gelirler)
Eşek : Aii aii..
Hoca: Biliyor musun seni aldığım iyi oldu, eski eşekte hiç hayır kalmamıştı.
Eşek: Nasıl yani aii?
Hoca: Yani, iyi yük taşıyamıyordu.
Eşek: O da kusur mu, taşımasın ne olacak aii?
Hoca: Olur mu canım. Eşek dediğin ne işe yarar yük taşımazsa. Değil mi yani?
Eşek: Taşımazsa taşımasın. O senin eşeğin değil mi zaten?
Hoca: Peki yükü kim taşısın?
Eşek: Kim taşırsa taşısın.
Hoca: Olur mu öyle şey ortada bir yük var ve bu bir türlü taşınacak.
Eşek: Yükü, mesela şu çocuk taşısın
Hoca: Olur mu canım o niye taşısın?
Eşek: Peki şu adam taşısın. (adama yönelir) Bak sen iyi bir insana benziyorsun şu yükü taşı bende ileride sana iyi bir iyilik yaparım.
Hoca: Olmaz efendim olmaz elin adamı ne diye taşısın senin yükünü.
Eşek: (Yükü yere atar) Peki kim taşıyacak bu yükü?
Hoca: Ne demek kim taşıyacak, tabii ki sen taşıyacaksın, çünkü eşek sensin.
Eşek: Bu bir kural mı?
Hoca: Evet bu bir kuraldır.
Eşek: Kim koymuş bu kuralı?
Hoca: Yükü eşek taşısın kuralını mı?
Eşek: Evet aii. O kuralı.
Hoca: Şey. İnsanlar.
Eşek: Hangi insanlar yani aiii?
Hoca: Şey. Bütün insanlık canım.
Eşek: (izleyiciye) Ey insanlar, siz yükleri yalnızca eşekler taşısın diye bir kural mı koydunuz?
(İzleyiciden evet yanıtı gelirse)
Olur mu insanca kural şudur: Yük paylaşılmalıdır. Herkes yükün bir ucundan tutmalıdır.
(İzleyiciden hayır yanıtı gelirse)
Gördün mü hoca efendi insanlığın böyle bir kuralı yok. Aii..
Hoca: Saçmalama bu kural bütün ülkelerde geçerlidir. Yükü eşek taşır.
Eşek: Ben böyle bir kurala inanmıyorum. (Yükü sırtından atar.)
Hoca: Hay aksi ne yapsam? Hah buldum. Eşeğim, canım, gülüm eşeğim.
Eşek: Aii, aii..
Hoca: Bir tanecik eşeğim, uzun kulaklım, güzel gözlü eşeğim.
Eşek: Beni güzel buluyormuş. Kim inanır bu yalana?
Hoca: Sürme gözlüm, o güzel gözlerin aklımı başımdan aldı. Senin o güzel gözlerin için şarkılar, şiirler söyleniyor.
Eşek: Böyle bir şarkı mı var ?
Hoca: Ah! Güzel gözler üzerine ne şarkılar vardır. Mesela biri şöyle:
Gözleri güzel
Sözleri güzel
Al bu yükü güzel
Eşek: Ah! Tatlı sözler arkasından ağır yükler.
Hoca: Hay aksi yutmadı. Ama pes etmek yok. (seslenir) Eşeğim.
Eşek: Sesini duymak bile istemiyorum.
Hoca: Ama bu sefer elimde çok hoşlanacağın bir şey var.
Eşek: Neymiş o.
Hoca: Çok güzel bir şey; çikolata kaplı saman parçacıkları.
Eşek: Ayyyy! Çikolata kaplı saman parçacıkları mı? İşte şimdi aklımı başımdan aldın. (Hocanın elinden hızla alır. Yemeye koyulur.)
(Şarkı söyler)
Çikolatayı bir güzel yedim ağzım tatlandı
Ama şimdi içim yanmaya başladı.
Hoca: Susadın mı yani?
Hoca su matarasını çıkarıp eşeğe uzatır.
Hoca: Al bakalım öyleyse iç suyunu keyifle.
Eşek: Aii aii.. Öyle değil. Yiyemeyenleri düşündüm de. Çok üzüldüm içim yandı manasında.
(Şarkıyı sürdürür)
Biri yer biri bakar kıyamet
Kıyamet ondan kopar
Bir iki üüüüçççç
Hoca: Ne yapıyorsun?
Eşek: Köyleri sayıyorum hoca.
Eşek: (Şarkı söyler) Dört köy, beş köy, altı köy
yedi köy, sekiz köy, dokuz köy
dokuz köyden kovarlar.
Hoca: Kimi dokuz köyden kovuyorlar anlamadım.
Eşek: Doğruyu söyleyeni.
Hoca: O. bak sen şu karakaçana.
Hoca elindeki matarasını kenara koyar ve birlikte şarkı söylerler.
Doğruyu söyleyeni
dokuz köy de kovsa
kovmayacak bir onuncu köy
bulunur mutlaka.
Sahne açıldığında Nasreddin Hoca ve Karakaçan yorgunluktan uykuya dalmışlardır. Köylü sahneye girer. Susamıştır. Nasreddin Hoca’nın matarasını görür. İzin istemek için Hocaya seslenir. Hoca derin uykudadır. Uyanmaz. Köylü matarayı alır ve kapağını açmaya çalışır. Tam bu sırada Karakaçan uyanır ve köylüyü fark eder. Matarayı çaldığını düşünür. Birden ayağa fırlar ve köylüyü kovalamaya başlar.
Eşek: Hoca kalk. Uyan. Hırsız mataramızı çalıyor. İşte işte kaçıyor yakalayalım.
Hoca: Dur kaçma! Kaçma!
Hoca ve eşek hırsızı komik bir şekilde kovalar. Sonunda yakalarlar.
Hoca: Neden çaldın mataramızı?
Eşek: Seni hırsız. Verilim mi şimdi sana büyük bir ceza.
Köylü: Ne olur ne olur vermeyin bana ceza. Zaten hırsız değilim ben aslında.
Hoca: Hırsız değil misin? Neden alıp kaçtın mataramızı öyleyse?
Eşek: Yalan söylüyor hoca. Kurtulmak için yaptığını anlasana.
Köylü: Hayır hayır gerçekten. Çok susamıştım. Susuzluktan ölmek üzereydim.
Hoca: E isteseydin bizden. Paylaşırdık suyumuzu seninle.
Köylü: Vermezsiniz diye korktum.
Hoca: Olur mu vermemek. Paylaşmaktır dünyadaki en güzel meziyet. Al bakalım kana kana iç suyunu.
Eşek: Dur yapma. Neden veriyorsun ona suyumuzu. Yalan söylüyor besbelli. Kandırıyor bizi.
Hoca: Belki de kandırıyordur o bizi. Ama her şeye rağmen iyilik yapmaktır en güzeli. Ne demiş Yunus Emre, ‘paylaştıklarındır senin biriktirdiklerin değil.’
Hırsız suyu kana kana içer.
Köylü: Sağolun sağolun.
Hoca: Afiyet olsun.
Köylü: Ben artık gideyim yoluma.
Hoca: Yolun açık olsun. Kal salıcakla.
Köylü gider.
Eşek : Al işte bütün suyumuzu içti. Kandırdı seni. Hiç suyumuz da kalmadı. Ne içeceğiz biz yol boyunca.
Hoca: Eve gidince bir güzel yemeğini de yersin kana kana suyunu da içersin. Giden bir matara su olsun eşek. Biz doğru olanı yaptık ya. Onun keyfi bedeldir tonlarca suya. Bana bak hem eve de geç kaldık. Hava kararırsa yollarda zorluk çekeriz. Hadi bir an önce düşelim yola.
Eşek: Peki yük?
Hoca: Haa. Dur şimdi orda. Az önce çikolata kaplı saman parçacıklarını sen yemedin mi?
Eşek: Yedim Hoca. Yine olsa yine yerim. Çok lezzetliydi.
Hoca: Eee! Madem ki çikolata kaplı saman parçacıklarını sen yedin, yükü taşımak da senin görevin artık.
Eşek: Hayallah nasıl kandım sana.
Hoca: Eeee sen de kullansaydın aklını da gelmeseydin oyunuma. (Şarkı söyler)
Sen de bundan sonra
Her gördüğüne kanma
Gör önce, bak araştır
Ne olup bitiyor diye
Gel karakaçanım, gel karakaçanım
Düşelim yola…
Kaldık yine başbaşa
Sen yoksul ben yoksul
Para yok para
Giysilerim yama yama
Gel karakaçanım, gel karakaçanım
Düşelim yola…
Hoca: Hadi bakalım hızlanalım. İyiden iyiye geç kaldık.
(Birlikte yürürler,eşek kötü yürür hocaya çarpar)
Hoca: Ah, of, pof !
Eşek: Ah, of , pof !
Hoca: Sen ne biçim yürüyorsun?
Eşek: Benim yürüyüşüm böyle.
Hoca: Yürüyüşüm böyle olur mu? Öğreneceksin, düzelteceksin.
Eşek: Nasıl yani aiii?
Hoca: İnsan gibi yürüyeceksin yani.
Eşek: Ben eşeğim insan gibi nasıl yürüyeyim? Benim yürüyüşüm böyle.
Hoca: Olur mu canım, o zaman öğreteyim de öyle yürü. Bak şöyle yürüyeceksin.
(Hoca gösterir, eşek beceremez. Bir kaç kez yinelerler.)
Hoca: Öğrenmiyorsun!
Eşek: Acele ediyorsun.
Hoca: Ben şimdi gösteririm acele etmeyi.
Eşek: Kızınca mı öğreneceğim?
Hoca: Of Allahım! Ne biçim bir eşeğe çattım. Her yaptığıma karşı bir düşünce öne sürüyor öne. Bana bak sen artık sus biraz.
Eşek: Neden susuyor muşum?
Hoca: Sen sus çünkü senin işin yük taşımak.
Eşek: Senin işin ne?
Hoca: Yolu bulmak, tarif etmek.
Eşek: (Küser) Tamam. Ben, sus pus.
Hoca: Bunu anlaman iyi oldu hadi yürü bakalım Ah, of, pof
Eşek: Ah, of, pof!
(Eşek giderek düzgün yürümeye başlar.)
Hoca: Bak nasıl da düzgün yürüyorsun.
Eşek: Zaman geçti.
Hoca: Nasıl yani. Zaman geçince ne oluyor?
Eşek: Yürüdük. Dere tepe aştık. Zaman geçti. İnsan hatta biz eşekler bile zamanla öğreniriz.
Hoca: İnsan zamanla öğrenir ha! Ne güzel bir söz. Önce hisseder, sonra fark eder, peki ya sonra?
Eşek: Sonra anlar ve öğrenir.
Hoca: Ne güzel bir şey öğrendim. Heeyy! Yaşasın eşeğimden bir şey öğrendim. Olur mu canım. Ben bir eşekten öğrenirsem nerede kalır benim hocalığım o zaman al bu kavuğu sen tak. Herkes de seni hoca bellesin.
Eşek: Hoca, hoca.
Hoca: Ne var rahatsız etme beni.
Eşek: Hoca ne olur beni dinle. Mesele kavukta değil, mesele ne zaman öğreteceğini, ne zaman öğreneceğini bilebilmek de, biraz da yürekte.
Hoca: Peki aldık kabul ettik haydi bakalım düşelim yola.
Yürürler. Zaman geçişi. Nihayet Nasreddin Hoca’nın evine gelirler. Dekor değişir.
Hoca: İşte burası bizim ev. Şu arkadaki de samanlık koş samanlığa, bir güzel karnını doyur. Aman ha! sapla samanı birbirine karıştırayım deme.
(Eve gelirler. Eşek ahıra girer. Hoca evine yönelir ve dışardan seslenir.)
Hoca: Hatun, hatunum gül yüzlüm nerdesin? Bak kim geldi kimler geldi?
Hatun: Kim geldi kim geldi?
Hoca: Yahu ne aranırsın ben geldim.
Hatun: Aaaaa! Sen mi geldin?
Hoca: Gelince evin erkeği, yani en has direği, tıp tıp etmeli karısının yüreği ama nerde. Neyse ne yaptın hatun bakalım akşam yemeğe.
Hatun: Sen ne getirdin bakalım pazardan?
Hoca: Hatun döndüm dolaştım alacak çok şey vardı ama benim gözüm takıldı bir güzelim hayvana. Verdim bütün parayı aldım bir has eşek.
Hatun: Aaa, çok iyi yapmışsın sen şöyle az otur, ben de gideyim içeri yapayım sana bir eşek yahni.
Hoca: Aman hatun hiç olur mu eşekten yahni?
Hatun: Orası beni ilgilendirmez ben elde ne varsa ondan kotarırım yemeği.
Hoca: Aman hatun koyver eşeğimin yakasını.
Hatun: Peki hatırın için koy verdim hoca efendi.
Hoca: Söyle bakalım ne yaptın akşama yemeğe.
Hatun: Sade suya çorba.
Hoca: Neeee! Ne dedin?
Hatun: Sade suya çorba dedim getireyim mi?
Hoca: Hiç sade sudan çorba olur mu canım? Neyse bugünlük idare edelim o zaman.
Hatun: Bana bak hoca sen istersen idare et ama akşama köyün çocukları gelecek yemeğe. Çocuklar aç mı kalsın? Git bir şeyler al gel.
Hoca: Ama Hatunum dedim ya hiç param kalmadı.
Hatun: Ben anlamam. Bul buluştur.
Hoca: Hatun anlamıyor musun? Nasıl para bulayım. Hiç bir şeyim yok.
Hatun: O zaman kavuğunu tesbihini sat.
Hoca: Yok daha neler. Hiç olur mu öyle şey. Kavuksuz tesbihsiz Nasreddin Hoca mı olur?
Hatun: Peki çocukları aç bırakan Nasreddin Hoca olur mu?
Hoca: Bak bu doğru. Olmaz. Hem de hiç olmaz. Haklısın hatunum. Ben bir yol çare düşüneyim. Hadi kal sağlıcakla.
(Hatun eve girer. Hoca dinlenmek için evin önündeki ağacın altına uzanır. Uykuya dalar. Müzik girer. Işık kararır. İçeri bir Köylü girer. Bu andna itibaren Köylü Nasreddin Hoca’nın en değerli şeyi olan kavuğunu çalmaya çalışacaktır. Bu nedenle artık ona Hırsız diyeceğiz.Hırsız Hocaya yaklaşır. Etrafı kolaçan eder. Kavuğu almaya çalışır ama başaramaz. Matarayı ve teşbihi alır heybesine saklar. Tam gitmeye çalışırken birden hapşırır. Hoca uyanır.)
Hoca: Hayrola! Taşınıyor muyuz?
Hırsız: Yoooo!
Hoca: Peki ya tanışıyor muyuz? (Alaycıdır ve gülmeye başlar.)
Hırsız: (Telaşlı) Yoo nerden tanışacağız canım. Hem ne diyorsun sen? Soyuluyorsun. Bu durumda şaka mı yapılır?
Hoca: Bu durumda bile şaka yapabilenler kalacak yarınlara a aval.
Hırsız: Ben yarınlara kalmak değil. Bugün karnımı doyurmak istiyorum.
Hoca: Onun için mi girdin benim gibi bir yoksulun evine.
Hırsız: Ne yapayım zenginin kapısı sağlam.
Hoca: Niye soyuyorsun çalışsana.
Hırsız: Çalışmak zor geliyor bana.
Hoca: Peki ya çalmak?
Hırsız: Çalmak da kolay değil yani?
Hoca: Peki ya o zavallı soyulan ne olacak?
Hırsız: Üzülür birkaç gün sonra unutur, yenisini alır.
Hoca: Hiç çalışmayı denedin mi?
Hırsız: Çalışmak tamam da çalmak daha bir rahatıma geliyor. Bir çalıyorsun oh, yan gel yat.
Hoca: Bu rahatlık düşüncesiyle hareket etmek başına çok işler açabilir. İnsanın kendi emeğiyle yaşaması kadar güzel bir şey yoktur. Evet çalışınca yorulursun ama kimseden korkmadan yaşarsın. Çünkü aldığın herşeyi emeğinle almışsındır.
Hırsız: Bir deneyelim bakalım. Ama aklıma yatmazsa yine çalarım.
(Eşek gürültüye uyanmıştır ve içeri gelir)
Eşek: N oluyor burada? Bu adam da kim?
Hoca: Yabancı değil Karakaçanım. Bizim Hırsız.
Eşek: Neee! Hırsız mı? Aman sakın bırakma.
Eşek hırsızı yakalamaya çalışır. Hırsız hocanın arkasına saklanır.
Hırsız: Aman hoca kurtar beni.
Hoca: Dur dur eşek. Sakin ol. Söz verecek, hırsızlık yapmayacak bir daha.
Hırsız: Söz veriyorum söz. Bird aha hırsızlık yapmayacağım.
Hoca: Bak söz verdi bana.
Eşek : Hoca bir daha enayi olma güven olur mu hiç hırsıza?
Hoca: Olur olur.
Eşek: Olmaz vallahi izin vermem.
Eşek hırsızı yakalamak için atak yapar.
Hırsız: Hoca kurtar beni.
Hoca: Dur dur eşek. Bırak adamı.
Hoca eşeği tutar.
Hoca: Hadi git artık sende. Tutuyorum ben eşeği.
Hırsız kaçar
Eşek: Eh be hoca eh be hoca. Sen akıllanmazsın. Ne halin varsa gör. Ben gidiyorum yatmaya.
Hoca: İyi uykular. Tatlı rüyalar eşek.
Hoca kendi kendine güler kıvrılır yatar. Hırsız gelir sessizce.
Hırsız: Enayi hoca. Alacağım o kavuğu sonunda.
Hırısız gülerek çıkar. Eşek tekrar gelir içerden.)
Eşek: Aaiii aiiiii!
Hoca: Ne var ne oluyor?
Eşek: Aiii dedik hoca aiiii anlıyor musun?
Hoca: Ne var ne oluyor karakaçanım?
Eşek: Ahırda saman bitmiş karnım aç kaldı.
Hoca: Biz de burada aç kaldık.
Eşek: Senin tespihin nerede hoca?
Hoca: Tespihim? Tespihim nerede yahu? Yatarken yanıma koymuştum ama.
Eşek: (Güler) Bak inanmadın bana, izin verdin o hırsızın gitmesine ama. Giderayak senin de tespihini çalmış. Bütün bunlar müstahaktır sana.
Hoca: Düşünecek. Belki bir zaman yine çalacak ama düşünmenin güzelliğiyle bir kez buluştu mu insan, artık kimseye kolay kolay kötülük yapamaz. O da sonunda doğru yolu bulacak.
Eşek : Sen akıllanmazsın. Karışmayacağım artık sana.
Hoca: Hadi uzun etme. Artık düşelim yola da yiyecek bir şeyler almak için hal çaresi düşünelim.
(Yürürler. Müzik girer. Dekor değişir. Tekrar orman yolundadırlar.)
Eşek: Hoca…hoca..
Hoca: Hııı
Eşek: Hoca diyorum hocaaaa…
Hoca: Bende hııı diyorum hııııı…
Eşek: Hoca benim karnım acıktı.
Hoca: Duydum.
Eşek: Benim karnım acıktı diyorum.
Hoca: Bende duydum diyorum. Duydum.
Eşek: Bunu duymak seni harekete geçirmeli.
Hoca: Şu anda hareket halindeyiz zaten.
Eşek: Ben faydalı bir hareketten bahsediyorum.
Hoca: Şu anda en faydalı hareket kaşığın ağıza doğru yol almasıdır.
Eşek: Ben böyle bir hareket göremiyorum.
Hoca: O hareketi yaptırtacak nesne yok da ortada ondan.
(Yürürler.)
Eşek: Hoca..
Hoca: Hııı..
Eşek: Hoca deminki konuya dönelim mi?
Hoca: Hangi konuya?
Eşek: Hani canım hep konuştuğumuz konuya?
Hoca: Hangi konuydu o.
Eşek: Canım hep konuştuğumuz ama hiç çözüm bulamadığımız konu?
Hoca: Hiç hatırlayamadım doğrusu.
Eşek: Canım hep konuşuyoruz ya.
Hoca: Biraz bir şeyler çıtlat da hatırlayayım.
Eşek: İnsanların günde üç kez yaptıkları şey.
Hoca: Dur bakayım. Buldum. Spor tabii. Sağlıklı yaşam sağlıklı beden bildim değil mi?
Eşek: Hoca mahsustan anlamazlıktan mı geliyorsun?
Hoca: Sen şu soruyu bir daha sorsana.
Eşek: Canım çok kolay. İnsanların üç öğün yaptıkları bir şey.
Hoca: Tamam anladım. Banyoya gitmek. Önce sabah el yüz yıkanır. Sonra dişler temizlenir. Bildim değil mi?
Eşek: Yeter hoca sen kasten konuyu başka yerlere çekiyorsun.
Hoca: Sen de hiç ip ucu vermiyorsun.
Eşek: Peki en baştan başlayalım.
Hoca: Haydi bakalım başlayalım.
Eşek: İnsan sabah uyanınca ne yapar.
Hoca: Önce temizlenir sonra yatağını toplar.
Eşek: Sonra.
Hoca: Giyinir.
Eşek: Peki ya sonra.
Hoca: Sonra yapacağı işlerini düşünür. Önce şuraya mı gitsem. Yoksa şunu mu yapsam gibi.
Eşek: Uzatma hoca. Sen anlamak istemiyorsun. Sabah kalkınca bir şeyler yersin değil mi. Buna sizin oralarda kahvaltı derler. Öğleyin ise öğle yemeği, akşamüstü ikindi kahvaltısı, akşam ise akşam yemeği. Ben özetle acıktım.
Hoca: Yeter. Anladık efendim anladık. Ne yani var da mı vermiyorum.
Eşek: Olsun sen benim sahibim değil misin? Nasıl yük taşımak benim işimse, beni doyurmak da senin görevin.
Hoca: Hiç bir çare gelmiyor aklıma. Ben bir çare düşünemiyorum.
Eşek: Tamam. Benim aklıma bir çare geldi. Eskiden panyırlarda çocukları eşeğe bindirip gezdirirlerdi. Gel bizde aynı şeyi burada yapalım.
Hoca: Olmaz canım koca Nasrettin Hoca eşekçilik yapar mı?
Eşek: Olur hoca olur. Çalmıyoruz ya. Namusumuzla çalışıyoruz.
(Hoca bir süre ikna olmaz. Eşek ikna etmeye çalışır.)(Çocuklarla doğaç oyun oynanır. Küçük çocuk eşeğe biner. Ancak parası yoktur. Daha büyük biri bulunur. O binince eşek çöker.)
Eşek: Off belim belim. Bu iş olmadı. Peki biz de başka bir şey yapalım. Sokak aralarında dans edelim para toplayalım.
Hoca: Bu işte hiç olmaz. Çünkü ben dans bilmiyorum.
Eşek: Olsun hoca ben sana öğretirim.
Hoca: İstediğin kadar öğret. Ben yapamam.
Eşek: Yaparsın hoca yaparsın. Bak karnımız çok aç ve başka çaremiz yok.
Hoca: Neyse göster bakalım.
(Eşek dansı gösterir. Hoca uğraşır. Bir türlü yapamaz.)
Hoca: Olmuyor, olmuyor işte. Bunu da kıvıramadık.
Eşek: Benim bulduğum çözümler bu kadar. Haydi bakalım bir çözüm de sen bul.
Hoca: Bilemiyorum, bulamıyorum. Ne yapacağımı bilemiyorum.
Eşek: Hoca bırak kuru lafı da yiyecek bul.
Hoca: Bilemiyorum, bulamıyorum tıkandım.
Eşek: Bu durumda ben de açlıktan ölüyorum.
Hoca: Abartma canım.
Eşek: Ölüyorum. Öyle yapmazsam kimse acıktığıma inanmayacak.
Hoca: Ölmezsin canım ölmezsin.
Eşek: Sayın insanlık yük taşıtılan ama doyurulmayan bu eşek ölüyor. İşte öldüm.
Hoca: Kalk diyorum sana. Numara yapma.
Eşek: Öldüm diyorum. Israr etme.
Hoca: (Eğilir gıdıklar. Eşek hareket eder.) Eee işte ölmemişsin.
Eşek: Niye bir şeylerin olması için cidden ölmem mi gerekiyor. Farzet ki öldüm.
Hoca: Öldün ha. Ölme eşeğim ölme. Hayallah öldü. Yetişin saman verin eşeğim öldü. Aaa kimse ilgilenmiyor. Bak eşeğim kimse ilgilenmiyor. Bari bende öleyim. Bakalım o zaman ne yapacak insanlar?.
(Hoca da yere uzanır. Piyango şarkısı başlar. Piyangocu girer. Hırsız piyangocu kılığına girmiştir.)
Hırsız: (Şarkı söyler)
Çıktı çıktı ya çıkarsa bizim bilete para
Dene şansını hadi tutuverir belki
Dene şansını hadi çıkıverir belki
Tuttu tuttu ya tutarsa bizim bilete para
Dene şansını hadi tutuverir belki
Dene şansını hadi çıkıverir belki
Çek bir tane çek bir tane.
haydi bakalım çek bir tane
hayırlı olur hayırlı olur inşallah
Hoca: (Hoca heyecanla kalkar.) Aman işte buldum çözümü. Kalk eşeğim kalk. Kurtulduk. Bu rakamlar bir tutarsa ben paraları alırım ve paçayı kurtarırım. Kendime güzel yiyecekler alırım. Güzel giysiler alırım. Güzel bir eve yerleşirim. Yaşasın o zaman ben kurtulurum… Piyangocu versene bir piyangoda bana.
Piyangocu biletleri uzatır.
Piyangocu: Al bakalım sana bir piyango bileti. (Biletleri geri çeker) Hoooop ! Önce para.
Hoca: Para mı ? Hiç paramız yok ki bizim?
Piyangocu: Hım o zaman kavuğunu vereceksin bana.
Hoca: Kavuğumu mu? Ama kavuğumu verirsem ben kavuksuz kalırım. Olur mu hiç kavuksuz hoca?
Piyangocu: O zaman bilet yok sana.
Hoca: Tamam tamam al kavuğu ver bileti.
Hoca kavuğunu çıkarır.
Eşek: Ne yapıyorsun verme kavuğunu ona.
Hoca: Ama piyango bileti almak için vermem lazım kavuğumu ona. Bu şekilde kurtulabiliriz yanlızca.
Eşek: Peki ya diğer hocalar, diğer eşekler, diğer çocuklar, anneler, babalar ne olacak?. Gel hoca bırak bu boş hayalleri. Gel birlikte bir şarkı söyleyelim. Şarkı buradan tüm yeryüzüne yayılsın…
Hırsız kavuğu hocanın elinden alır kaçar. Bu sırada ayağı takılıp dereye düşer. Şapkası düştüğünden hırsız olduğu ortaya çıkar.
Hırsız: İmdat! İmdat! Kurtarın beni. Yüzme bilmiyorum. Kurtarın beni!
Eşek: Hey bu bizim mataramızı çalan hırsız.
Hoca: Evet evet hakikaten o.
Eşek: Dur bakayım. Evet. Hoca senin tespihi çalanda buydu. Bellki kılık değiştirmiş.
Hırsız: Evet bendim. Affedin beni. Ama ne olur kurtarın, yardım edin bana.
Eşek: Oh olsun sana. Aman hoca sakın yardım etme ona.
Hoca: Ama yardım etmezsek boğulacak.
Eşek: Kendi düşen ağlamaz hooca. O da hırsızlık yapmasaydı.
Hoca: O kötülük yapmış olabilir. Hem bak kötülük yapan muhakkak cezasını çekiyor. O da yaptıklarının bedelini ödüyor şimdi. Bu korku ona yeter.
Hoca Hırsızın elinden çeker ama çıkaramaz.
Hoca: Hadi yardım et, tek başıma çekemiyorum.
Eşek: Asla yardım etmem. Kötülük yaptı bize. Kötü biri o.
Hoca: Tamam kötülük yapmış olabilir. Ama şimdi biz ona iyi davranmazsak bizim ne farkımız kalır kötü olanla. Biz herşeye ve tüm kötülüklere karşı iyilik yapmalıyız ki bir iyilik kazansın mutlaka.
Eşek: Sanırım haklısın hoca.
Eşekte yardım eder. Hırısızı çıkarırılar. Bu sırada Hatun içeri girer. Olanlar anlamaya çalışır.
Hatun: Neler oluyor burada.
(Hoca, Eşek ve Hırsız üstünü başını toparlamaya çlışmaktadır)
Hoca: Hatunum. Sen ne arıyorsun burada.
Hatun: Neyi arayayım. Elbette seni.
Hoca: Beni mi? Neden peki?
Hatun: Bundan sonra ben de geleceğim seninle pazara. Bir de, açsın diye dayanmadım. Yiyecek birşeyler hazırladım sana. (Eşeği farkeder) Sana da.
Hırsız: Ee, bana?
Eşek: Yemek yok sana. Hem hırsızlık yapıyor hem de konuşuyor.
Hoca: Dur Karakaçan, dur yahu. Az önce kurtardık boğulmaktan. Bir nefes alsın gariban.
Eşek: Hoca sen gene başladın ama. Hala güvenecek misin bu hırsıza.
Hoca: Eğer güvenmeyeceksek birbirimize, inanmayacaksak insanlara, ne işe yarar bildiklerimiz. (Hırsıza döner) Bana bak bundan başka anlayış gösteremem sana. Seç yolunu. Böyle mi devam edeceksin yaşamaya?
Hırsız: Size hayatımı borçluyum. Ben sizin eşyalarınızı çaldım, mataranızı, tesbihinizi çaldım. Size kötülük yaptım ama siz bana iyilikle karşılık verdiniz. Benim hayatımı kurtardınız. Teşekkür ederim size. Size söz veriyorum. Artık hırsızlık yapmayacağım. Emeğimle çalışıp kazanacağım ben de.
Hoca : Aferin sana. Bakın gördünüz mü çocuklar. Eğer siz de iyi düşüncelerle yaklaşırsanız olaylara, insanlara ve tüm canlılara, korkmayın mutlaka iyilik egemen olacaktır bir gün dünyaya. Haydi bakalım şimdi hep beraber şarkımızı söyleyelim. Sonra da yiyelim yemeğimizi.
(Final şarkısı)
Birimizin zenginliği
çıkar yol değil ki
hepimizin mutluluğu
doygunluğu esenliği
evet budur en iyisi
en güzeli.
( Oyuncular şarkı söyleyerek izleyicileri selamlarlar.)
Son…